Ana Sayfa Gundem Ekonomi Siyaset Asayiş Eğitim Spor Kültür & Sanat Sağlık & Yaşam Araştırma Polemik Bölge Türkiye
Samsunspor ile Elazığspor arasında 21. randevu
Samsunspor ile Elazığspor arasında 21. randevu
Eğitimde ATAÜNİ - MEM işbirliği
Eğitimde ATAÜNİ - MEM işbirliği
ARÜ'de Dede Korkut gündemi
ARÜ'de Dede Korkut gündemi
Bonzai içti, şoför koltuğunda kendinden geçti
Bonzai içti, şoför koltuğunda kendinden geçti
Veyisefendi konutlarının temeli atıldı
Veyisefendi konutlarının temeli atıldı

Bünyamin Aydemir

BELEDİYE’DEN İKİ İSTEK.. ÖNEMLİDİR!
4 Ocak 2016 Pazartesi

Baştan söyleyelim ki, her istek bir ihtiyaca binaendir. İhtiyaç olmadan bir istek de oluşmaz zaten. Bununla birlikte, her ihtiyacın zaruret boyutları birbirinden farklı olsa da, yazımıza konu olan isteklerin öneminin, -abartısız- “hayat-memat” ölçeğinde olduğunu belirtmek gerek.

Evet.. hayati önem taşıyan iki önemli istek…

Birincisi:

Yakutiye Belediyesi önündeki yaya geçidinin yerinin değiştirilmesi.

Neresi olduğunu tahmin etmişsinizdir elbette.

Hani, Mart ayında üniversiteli genç bir kızın halk otobüsünün altında can verdiği o yer… Cumhuriyet Caddesinden Aliravi’ye çıkan kavşak…

Yeşil ışıkta sağa dönen araçların, döner dönmez, yine yeşil ışıkta karşıdan karşıya geçen yayalarla burun buruna geldikleri nokta…

Hatırlayalım hadi: Mart ayında 17 yaşındaki Mukaddes Yasan tam da o noktada bir halk otobüsünün altında feci şekilde can vermiş, sınıf arkadaşı Elif Çelebioğlu da yaralanarak hastaneye kaldırılmıştı.

Cep telefonuyla konuşuyordu şoför… Lakin o kavşağın en küçük bir dikkatsizlikte dahi, hayatlara mal olabilecek kazalara davetiye çıkardığı da açık bir gerçekti.

Bundan dolayı da, söz konusu kazadan sonra yetkililer gerekli önlemleri alacaklarını, yaya geçidinin biraz daha üst kısma taşınarak, en azından araçların döndükten sonra önlerini görebilecek bir mesafenin oluşturulmasını sağlayacaklarını söyleyivermişlerdi.

Aradan neredeyse 9 ay geçti, değişen bir şey yok.

Oradan her geçtiğimde, yeşil ışıkta dönüş yapan araçlarla, yine yeşil ışıkta karşıdan karşıya geçen yayaların burun buruna geldiklerini görünce içim geçiyor…

Ölümlü bir kazayla tecrübe edilmiş sorunlu bir yere nasıl olur da, üzerinden 9 ay geçmesine rağmen müdahale edilmez, gerekli düzenlemeler yapılmaz, bilmiyorum.

Benzer sorun Gez Mahallesinde de söz konusu.

Hastaneler Caddesinden gelip, 50. Yıl caddesi tarafına dönüş yapmak isteyen araçlar, hemen Gez camisinin önünde, yeşil ışıkta karşıdan karşıya geçen yayalara teğet geçiyorlar.

Araçların yayalara çarpmaması, neredeyse mucize!

Hele yerlerin buzdan geçilmediği şu kış şartlarında...

Bizden uyarması, daha doğrusu hatırlatması.

Belediyenin, bir daha kazaların yaşanmaması için, hele hele bir ölümlü kazanın daha yaşanmaması için acil olarak buralara el atıp, gerekli trafik düzenlemesini yapmaları gerekmektedir.

Başta da dedik ya, “hayat-memat” meselesi.

İkincisi:

Malum, ağır kış şartlarında yaşıyoruz hepimiz. Bazılarımız sıcak evlerimizde, sıcacık işyerlerimizde ve konforlu arabalarımızda kışın zahmetini çok fazla duyumsamasak da, “kışı iliklerinde hisseden” ciddi bir kesimin olduğunu unutmamalıyız.

Kastimiz sadece yoksul vatandaşlarımız değil. Asıl dikkat çekmek istediğimiz kesim, sokak hayvanları!

Ağızsız, dilsiz; her şeyleriyle bizlere muhtaç sokak hayvanları…

Büyükşehir Belediyesi sokak hayvanlarının belediyeye ait hayvan barınaklarına götürülmesi için bir uygulama başlatmış.

Gerçekten takdirlik.

Bir ihbar hattıyla, aç-susuz kalmış sokak hayvanlarını haber veriyorsunuz, belediye de gelip alıyor ve barınağa götürüyor.

Hem sıcak bir yuva, hem de yeme-içme sorunsuz.

Takdirlik bir uygulama, ama yeterli mi? Değil!

İhbar edilmeyen ya da kimsenin haberi olmadığı sokak hayvanları var her bir yanda. Kışın karında, buzunda yiyecek arayan, içmek için su arayan sokak hayvanları.

Bir de ısınma sorunları var ki, demeyin…

Bir soru:

Vücut ısılarını korumak ve yemek bulmak için her zamankinden çok daha fazla enerji harcayan ama Erzurum şartlarında, umduklarını bulamayan sokak hayvanlarından kim sorumlu? Onlar kime emanet? Vebal kimde?

Onlar bize emanet, hepimize.  Bu işin vebali, belediye yetkilileri başta olmak üzere, aslında hepimizde.

Belediyenin başlatmış olduğu uygulamayı daha da geliştirmesi ve daha etkin kılması elzemdir.

Mesela kentin çeşitli yerlerine “beslenme odakları” oluşturulmalı, ısınmaları için de portatif barikatlar kurulmalıdır. Vatandaşların konuyla ilgili farkındalıklarını artırmak için girişimlerde bulunulmalı, bu noktada belediye ile vatandaş el birliğiyle “hayat-memat” meselesi olan bu soruna dikkat kesilmelidir.

Bakın, kulağımıza küpe olacak bir şeyin altını çizmek istiyorum:

Bir kentin uygar - medeni olduğunun göstergesi, o kentte yaşayan canlıların birbirlerinin yaşam alanlarına, yaşam haklarına destekte bulunmalarıdır.

Yani, bir kentteki canlılar ne denli birbirleriyle iç içe, barışık bir şekilde yaşıyorlarsa, o kent o ölçüde uygar-medeni bir kenttir.

***

Diğer bir soru şu:

Bizler sokak hayvanlarını görmezden gelirsek, onları hor görüp, eziyet edersek ve isteklerini dikkate almayıp, “amaaan, ne de olsa hayvan” duygusuzluğuyla hareket edersek, bizim insanlığımızdan bahsedilebilir mi?

O karda kışta, pencere pervazlarına gelip, acı acı öten kuşlar..

Kuyruğunu arkasına kıstırarak, donmuş çöplerde yiyecek arayan köpekler..

Ha dondu, ha donacak bir halde tir tir titreyen, açlığın ve susuzluğun cansızlaştırdığı kediler…

Hepiniz bir cansınız… Hepiniz Allah’ın yarattığı bir can… Allah’ın yaşatmamız için bizlere emanet ettiği canlar…

İmtihanımız budur!

***

İki hayati mesele… Belediyenin sorumluluğunda iki önemli mesele…

Umarız ve inanırız ki, her iki mesele de yakın bir zamanda çözüme kavuşur.

Kavuşmak zorunda da zaten… Dedik ya, söz konusu olan “hayat”!

PEYGAMBERİMİZ VE KEDİSİ

Peygamber efendimiz, Uhud seferinde, ordunun önüne yavrularını emziren bir kedi çıkınca, kedinin başına ezilmemesi için bir nöbetçi dikip, koca bir orduyu o kedinin etrafından dolaştırmıştır.

Ve seferden döndüğünde de o nöbetçiden kediyi istemiş ve sahiplenerek adını Müezza koymuştur.

Peygamber efendimiz, kedisi Müezza'yı o kadar çok severmiş ki, Müezza bir gün sedirde oturan Efendimizin giysisinin ucunda uyuya kalmış.

Her kedi dostu gibi, uyuyan bu güzelliğe kıyamayan Efendimiz, Müezza'yı uyandırmaktansa giysisinin ucunu usulca keserek, kalkmayı tercih etmiş.

Yine Peygamber efendimiz, kedisi Müezza içtikten sonra kapta kalan su ile abdest alacakken, Sahabe-i Kiram Ebu Nuaym, "Ya Resul o sudan kedi içti" deyince, Resulullah "Onlar en temiz ağıza sahiptirler" buyurmuş ve abdest almıştır.

 

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
DADAŞ
YAZARLAR
Mahmut AKDAĞ
Mahmut AKDAĞ
Aydemir’in TBMM’deki önerisine yeni bir destek
Bünyamin Aydemir
Bünyamin Aydemir
BELEDİYE’DEN İKİ İSTEK.. ÖNEMLİDİR!
Baki Gezmiş
Baki Gezmiş
SMS ile dua talebi
Nedim Atakol
Nedim Atakol
Başbakan'a hakaret et, partisini kötüle, sonra da...
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
ARŞİV
Ana Sayfa Gundem Ekonomi Siyaset Asayiş Eğitim Spor Kültür & Sanat Sağlık & Yaşam Araştırma Polemik
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva